Powered By Blogger

7 Aralık 2009 Pazartesi

Format






                                                                    
               Bilgisayarınızı ilk açtığınızda “bilgisayarınız geçersiz işlem yaptı,kapatılacak,program satıcınızla görüşün” ukalalığı ile sık sık şereflenmeye başlamanız,bir sırnaşık virüs misafirinizin postu en muhkem köşeye serip de, İsrafilin suruna kadar misafirliğe devamında kararlı olduğunun izharı olup, –ki bu durum, sizin kendi evinizde hizmetçi-veya rahmeti bol osun üstad necip fazılın deyimiyle öz yurdunda garib ve parya /ve de çaresiz  pozisyonuna düştüğünüzün resmidir- ki bu ahvalde,burnunuzdan soluyarak cıkcıklamayı bir kenara bırakıp da kesin ve de radikal bir çözüm arıyorsanız,boynunuza borç olarak yapacağınız tek,ilk ve son iş- “büyük bir coşkuyla –artı- huşu içinde onuncu yıl marşını –olur ya bilmiyorsanız,ama çok ayıp– yine büyük bir huşu içinde -ve yine artı- coşkulu olmak kayıt ve şartıyla -yerine ikame olarak- dokuzuncu senfoniyi de terennümünüz kafi gelir” deseler de bunlar sadece –ilki,eski su katılmamış marksistlerin, darvin dedelerinin zann-ı galibince evrimleşmeleri sonucu –,seksen yıldır rantın en büyüğünün burada olduğunu bilmiyormuş gibi, diyorsanız ki niye durup dururken bukalemunvari araziye uyarak ,ki biliyorsunuz daha çok araziyi kendilerine uydurmak vaz geçemeyecekleri arzuları olmakla beraber kırk haramilerin açıl susam açıl parolasını taklit edip hazinelere havadan konan ali babadan peydahlaşan veya el alan yeni kemalistlerin, ikincisi ise yine evrimin tesadüf tanrısının örneksiz ve biricik ve ilk ve son halt yemesi sonucu spartalı çoban sülülükten ,morison süleyman, barajlar kıralı,nurlu süleyman hazretleri ve cumbabalığa –evrim evrim- evrimleşen dokuzuncu çankaya şagili –ki olağan birşubat ayının son günlerinden bir günde (?)kazan kaldıran yeniçerilere ayak divanında sadrazamı kadayıfçı molla necminin başını vererek ecr-i misilini ödemiş olan zatın- zanni ve dahi imani esaslarından olup ,fiili tezahürü ülkenin ekonomik ve kültürel değerlerinin hortumlanması ve/ya hortumlatılması –bir daha hamiş notu - şekil bir cumbabanın aile fotoğrafı ve şekil iki meclisin yüce divana sevk kararlarına bakıldığında görüleceği üzere,işte bu hususlar-dışında pek bir işe yaradığı da gözlemlenmemiştir.Takdir sizindir,nasıl ki demokrasilerde çare-ki onu demokratik ülkelerin insanları düşünsün,size ne,sizi niye ilgilendirir kömür gözlü yeğenlerim ,cumbaba sülü ve çağdaşı kadayıfcı molla necmide laf-tükenmezse, şayet uslu uslu dinlerseniz bende de tavsiye gani.hele bir dinleyin
Önce Windows 98 Cd si  cd rooma,veya diğer deyişle papaz cübbeli ve rütbeli bir güruh tarafından hamasi nutuklarla –yeni dilde pardon me,veya banal türkçeyle affedersiniz,içeriği derin söylemsel nakarat-sloganlar talim ettirilmenin yanında derin devletin de kimi zaman destek vererek kimi zaman da köstek olarak ucunu sivrilttiği devrimci mollalar –baharın ilk günlerinde, dondurucu soğuğun şuurundan aciz oldukları için güneşin cilvesine kanan ahırdaki sıpalar gibi kapıları kırıp meydanlara - yerleştirilir. Bir taraftan,bağımsız -doğrusu bakımsız olacaktır-Ülke, go home yankee, -bir kısmını babasının abd/Türkiye çifte vatandaşı olduğuyla /başka peronlarda/ caka satmaktadır  -devrimciler el ele, tek yol devrim -buradaki (devrim) kelimesi güzel türkçemizde beyan olunan ulu-değil sanırım büyük olacaktı, tamam-büyük ses uyumuna uygun düşmekle beraber sosyolojik terminolojik içeriği itibarıyla doğrusu (devirim) olacaktır-,mollalar irana,kahrolsun irtica, ordu göreve,su içenin toprak geçenin-yine karıştırdım galiba-,diğer cenahtan bozkurtlar ölmez vatan bölünmez, döneni vurun, komünistler moskovaya-kaderin garib cilvesine bakın ki rusyanın sovyet yapısı çöktüğünde bir ara nasılsa ayık kalan yeltsin irticacı komünistlere (komünistler ankaraya)demişti ,tanrı dağı kadar türk hira dağı kadar müslüman olanların -ebedi şef/milli şef söylemlerine nazire olsa gerektir-başbuğ hu hu başbuğ bağırtılarıyla yer gök inlerken birilerinin sol diğerlerinin sağ yumrukları havayı dövmekte ,aklına hala mukayyet olma nimetine sahip olanlarsa,daha bu işin peşrevi,dananın büyüğü ahırda deyip,saç baş yolmaya başlamıştır-ki Bilgisayar yeniden açılır.Siyah ekranla karşılaşırsınız –haki elbiseliler halen ekran arkasında olmakla birlikte darbe veya post modern darbe hazırlıklarını bitirmesine bitirmişlerdir de yaşlı ayılar gibi ağaçtaki ahlatların olgunlaşmasını beklemektedirler.Ekranda
Cd Boot From CD room./2
Bilgisayarı CD desteğiyle  başlat/2-
               Seçeneklerinden iki nolu olanı-yani ordu –pardon Cd desteğiyle başlat seçeneği seçilecektir –bu seçenek, bu ülkenin tek parti tek lider dönemindeki açık oy-gizli tasnif gibi bir seçim seçeneği olup, mesele bize yetmiş yıl rejim ihracından korktuğumuz sovyet rusyadaki sarhoş yeltsin gibi–ki bazı gözlemci müşahitler o zaman da sarhoş olduğunu söylemişlerse de,vebali onlara-  çıkıp da başka bir seçenek-balans ayarı yapan tankların önünde durmak gibi- deneyecek bir yiğit asla ve kat’a çıkmayacağına inanıldığı içindir ki ,usulen seçilir ve Entere basılır. Ekrandaki ibare :
                                  A:/>E  haline getirilir
 -ki silahlı şapkalı palaskalı ve silahlı kuvvetler idareye el koymuş ve cumhuriyeti koruma ve kollama harekatı başlamış demektir.İlk olarak -ki ayıyı ininde bastırmak öz deyişine uygun düşmesi için  sabaha yakın saatlerde üç büyük ildeki radyo binalarına el konur,sesine –ki bazıları bilmem nesine diyor- güvenen bir borazancıbaşı aylar öncesinde hazırlanan ama yine de bir sürü imla ve anlatım bozukluğuyla malul ilk bildiriyi okur, bm ye abd ye centoya sentoya natoya (ve fiiliyatta pek fazla önem arz etmesine karşın her nedense önemlisi (israile ve locaya) bu kısmı söylenmez)–yine bir hamiş,bizim mahallenin imamı sadullah hoca,ikiden fazla nikah tazelenemeyeceğini,her haftanın cuma –ki yine mahalle ilkokulu öğretmeni ilyaz –okuma yazma bilmeyenden nüfus baş memuru yaparsan olacağı bu-beyin kati ve mükerreren perşembe olduğunu savunmaktan yılmadığı -gecelerinde iman ve nikah tazeleyen meslektaşlarına (hafazanallah) demesine rağmen, nikah tazelenir.Siyasi partilerin –biri dışında-kapatıldığı veya faaliyetlerine ara verildiği, her ildeki alay komutanının vali,her ilçedeki karakol komutanı üst-baş çavuşun kaymakam olarak görevlendirildiği,keza belediye başkanlıklarının da bu zevata ek görev olarak tevdi edildiği –malumu ilam derekesinden- duyurulur.İkinci bir emre kadar sokağa çıkmak yasaktır,amma gel velakin,bizim mahalle imamı sadullah başta olmak üzere, mahallenin yaşlılarından oluşan ve her ne hikmetse o gece esaslı bir zam gören cami cemaati –belki bundan sonraki ihtilali göremeyiz endişesiyle- sabah namazı için sokağa çıkarlarsa da, derhal derdest olunup yaşlarına hürmeten bekletilmeksizin hemen başçavuşun karşısına çıkarılırlar.Başçavuşun “cuma dışındaki namazların camide edasının kitap, sünnet,icma-i ümmet ve kıyas-ı fukahya göre farz olmadığı,hatta zaman zaman evde kılınmasının (evlerinizi kabirlere çevirmeyin) hadisi şerifiyle emrolunduğu için bu ,on yılda bir gelen böyle milli kurtuluş gecelerinin sabahındaki namazların evlerde edasının daha çok sevabı olduğuna dair” fetvasını almalarını müteakiben evlerine gönderilirler.Bu sırada uyanan oğlan çocuklarının depreşen top oynama arzusu ana-baba artı askerlerin yalvarma ve azarlamalarıyla bastırılmaya çalışılırken Yine Entere basılır
                                  E:/>CdWin98  ibaresinin yazımının tamamlanması –ki devlet çarkının yerinden sökülüp irticacı ve bölücüler tarafından hasara uğratıldığı düşünülen kısımları iyice çekiçlenir, postallanır, palaskalanır, kaldırılırken yuvarlanan ki marmaris sakini nüist netekim paşanın tabiriyle siyasilerce pisletilen/pislenen karavana kazanı -deterjan niyetine kullanılmak üzere-asılanların kanı ve hapse mahkum edilenlerinin çoluk-çocuğunun gözyaşı ile yıkanması,yeniden yağlanması-işi bitince bir daha Entere basılır
                                  E:Win98>FORMAT C:/U
–yani tertemiz bir sayfa açılır ve yahu biz geçen sefer nerelerde hata yaptık ,kimleri ve niye asmadık –yassı adada açtırılan dörtyüzelli mezardan boş kalan dörtyüzkırkyedi mezarı niye boşu boşuna kapattırdık ki diye üzüntüsü altında yeni yazımlar başlar,geleneksel olarak anayasa ve temel kanunlar gözden geçirilir,bir daha yazılır ve bir daha Entere basılır
               Biçimlendirme devam etsin mi(E/H)?
–Koca ülkede kendini bilmez üç-beş dangalak dışında –ki bu altmış bir anayasasının oylanmasında pek de öyle üç-beş dangalak işi olmadığı,kısmen açık oy kısmen gizli sayımla halkın vermesi gereken yanıtın sağlığı demokratik esaslar içinde  korunmuş ve biçimlendirmenin devam etmesi seçeneği -milletin kahir ekseriyetiyle kabul edileceğinden emin olunarak- E yazılır. Tekrar Entere basılır.
                                  Yüzde 1.........100 tamamlandı
                                  11 karakter –Enter? (ben bu onbir karakterin muhtevasını anlayamadım,büyük bir olasılık ihtimaliyle darbeci kadronun geleceğinin güven altına alınmasına,hayatlarının geri kalan kısmını huzur ve saadet içinde yönetim kurullarında üyelik, hortumcuların şirketlerinde danışmanlık veya nü-resim yaparak geçirebilmeleri için gerekli mevzuatın düzenlenmesine dair olsa gerektir,bir daha ENTER’ e basılır
                                  E:/>KUR/IS –
bu “eski düzeni yeniden bir daha kur bakalım” demekse de benim gördüğüm dördüncüsüdür ve beşincisini de ikibinyedi yılına varmadan göreceğimden pek çok umutluyum. Ben,( kasımpaşalı bıçkın tayyibin –ben valla billa ve de tilla değiştim- diyerek bedel ödemek istemediğini dillendirmesi, yeniçeri ve meşhur ve meş’um kesimlerin bütününde kahkahalar ve bu kesimin büyüklerince, üç kuruşa beş köfte veya arabada karpuz var alın da kaçan mı? öz deyişleriyle, çocuklarınca da naniklerle karşılanmış olup,bu dillendirmenin gece mezarlık yakınından geçen çocuğun türkü söylemesi kadar kıymeti harbiyesi olduğunu) geçmiş yıllardan edindiğim tecrübe birikimime binaen izaha çalışırken  Entere son olarak bir daha basılır.
               Bilgisayar CD Windows98 üzerinden yüklemeyi tamamlayıncaya kadar beklenir.Bu dönem cumhuriyet tarihinin tekerrür dönemidir,yani (bina okumak) gibidir.Benim oğlum bina okur ,döner döner (bi da) okur–bir hamiş notu: buradaki (bi da) kelimesi aslında (bir daha)olduğu halde öz deyişin akıcılığını ve vezin ölçüsünü korumak kutsal göreviyle kendilerini görevli sanan ve sayan zübük takımının gayretkeşliği sonucu bu hale sokulmuştur ve halk arasında da ihtilalcilerin yeni düzenlemeleri gibi hüsnü kabul görmüş(mü)dür.Geçen yüzyılın ilk çeyreğinden mülhem -istiklal mahkemeleri veya devlet güvenlik mahkemeleri adıyla- mahkemeler kurulur,onları oraya tıkan kuvvetin arzusu mucibince icabeden kararlar,-acil hallerde önce infaz,sonra karar olasıdır- alınır ve uygulanır.Ülke artık güllük gülüstanlık olmuştur.Görev -ikinci bir göreve karar verilmesine kadar- tamamlanmıştır.     Ancak (iktidar deniz suyu gibidir içildikse susanır susandıkça içilir) –bu atasözünü pek tutmadım,bir günün beyliği beyliktir veya kırk gün tavuk olarak yaşamaktansa bir gün horoz olarak yaşamak yeğdir veya bal tutan-ataların hoşgörülerine sığınarak bir saplama yapmak istiyorum-bal kabını elinden alırlarsa- parmağını –alamazlarsa balı yutup dibindekini- yalar veya da sanırım en uygunu alışmış kudurmuştan beterdir su götürmez tesbitini bir daha doğrulamak babından olarak,elden geldiğince uzatılmaya çalışılırsa da, uygar batı dünyasından bazı homurtuların artmasını müteakiben iktidarın  siyasilere– kısmen- devri zamanının geldiği anlaşılır    Bu siyasi partilerin yeniden kurulması ve seçimlere gidilmesi için izin verilmesidir.Asıl olan-canla kanla ve irfanla kurulan cumhuriyetin ilelebed varlığı için usulen gerekli görülen demokrasinin olmazsa olmazı seçimlerde –halk onların indinde bırakın rüştünü,mümeyyizliğini bile henüz kanıtlayamadığı için,hangi partilerin kimler tarafından kurulacağı,kimin iktidar olmaya mahkum olduğu baştan tesbit ve halka tebliğ edilmesine rağmen ,Halkın inadına bu tavsiyelere itibar etmeyebileceği ihtimali de gözönünde bulundurularak bir partide temerküzünün önlenmesi için propoganda süresi kısa tutulur- Bilgisayar ilk defa.yeniden başlamak için şifre ister. İnternetin nimetlerinden yararlanmasını beceren crackcı efradının –emeğe saygı kuralı yerine yemeğe saygı kuralını dikkate alarak- edindikleri edinimlerden-
                                 
                                           DR66Y-73977-BG3KV-CPJPQ-F2KTP
                                           PP27H-MYX9Q-H64BM-6WYFD-6HW73
                                           KW66V-88GQA-J2F9W-K32YQ-RPM4T
                                           PP27H-MYX9Q-H64BM-6WYFD-6HW7
VFWC4-4J6T2-H4GV7-KWVPJ-6DW6Q
                                           TCJRP-B6BD6-KM3JR-K87F7-XRFQ8
              
Şifrelerinden biri girilir. (Ne çıkarsa bahtına!..Haydi bahtın açık olsun) Şifre kabul edilirse –ne ala - Yani iktidar –yeniçeri başağası devlet başkanıyken cumhur başkanı olmuşsa - Windows açılır.

Bundan sonrası kolay,sadece zaman işi. Ana proğramlar kurulmaya başlanır
               Ekran Kartı ......................(NVIDIA)
               Ses Kartı...........................(Creative)
Modem..............................(Apashe 56K
TV Kartı.............................(FLY VİDEO)
CD-RW .............................(CD Recording)
Yazıcı ................................(HP Deskjet 840)
İnternet...............................(TTNET)
Ofis Yazılımı ......................(Ofis97)
Diğer Yazılımlar..................(M.Player-Winamp-WinZip- Vs.)
              

Ya açılmazsa? Önce bir “Fesübhanallah” çekilir,sonra “Bilgisayarcılar da Allahın kulu,onlar da ekmek yiyecekler” deyip,
 Makine kucağa alınır ve bilgisayarcının yolu tutulur.
-İyi de yukarıdaki hikayenin sonu ne oldu? ,Ana proğramdan kastın ne?Bu proğramları kim kuracak? Sonra ne olacak?Makine tıkır tıkır çalışacak mı? gibi IQ su-yani aykusu buşoğlu buşla aynı seviyede emekleyenler tarafından gelebilecek soruların cevabını, bekçi murtazaların yakalarını onaltıncı lui mantığından kurtarabileceklerini umut ettiğim günlerin mutlu çocuklarına anlatılacak trage-comic alacakaranlık hikayeler kuşağında bulabileceklerini,aksi taktirde bu tekerrür döngüsünün her on yılda bir kere daha mükerreren tekerrür edeceğini,ve yukardaki abuk durumda sarf edilen sabuk soruların hiç kimse tarafından hiçbir zaman cevaplanmasının söz konusu olamayacağını söylemek durumundayım.

Benden bu kadar,Kırkından sonra saz çalmayı öğrenenden ders alıp da “Yahu,ben niye Karacaoğlan gibi saz çalamıyorum?” diye dert yanmanın ve Marko Paşadan yürek soğutacak bir teselli beklemenin mantı/ksızlı/ğı –toprağı bol olsun- kısmetsiz ismetten siyaset tahsil eden çekinser econun “tek başına iktidar olurum” ham hayaliyle erken seçime gidip,baraj dibine pike yapmasından sonraki perişanlığından neşet eden –“bu millet namkör” zırvasıyla ayni değeri haiz olup,hem hukuki hem de fiili olarak –(hamiştir “kamusal alanın neresine girdiğini (çankaya şagilinden başka) kimse bilmemekle birlikte, neresine girerse girsin” )benim için hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Böyle biline vesselam!....

6 Aralık 2009 Pazar

Köylü Milletin Efendisi (mi ?) dir -1

Bu sorunun cevabı, yönelttiğiniz her kesim, her insan için ayrı ayrı olacaktır. Dahası. yaşamaya, -en dar anlamıyla vücut bütünlüğümüzü koruma içgüdüsüyle- çırpındığımız bu günün Türkiye’sinde, Cumhuriyetin ilan edildiği günden bu güne kendisini ilk ve son söz sahibi ilan etmenin ötesinde, insanların da sahibi sayan, onların yaşayış tarzlarına müdahaleye kendini yetkili gören her Kemalist için, bu sorunun cevabı şeksiz -şüphesiz evettir. Çünkü bu gerçeği ebedi şef en veciz şekilde ifade etmiştir ve o ne buyurmuşsa; şu veya bu şekilde teraziye vurulmasının, münakaşa, hatta münazara edilmesinin, kendileri için abesle iştigal, ötekiler içinse -böyle bir konunun, böyle bir zamanda-gündeme getirilmesinin mutlaka bir sanat düşünce ürünü olacağı öngörüsüyle- hafazanüş şeyatıyn -Cumhuriyet için tehlike çanlarının çaldığının bir göstergesi olacağı kesindir. Bu soru hiçbir zaman ve hiçbir kişiye sorulmamalıdır. Bu sorunun sorulması, bunun yanında daha pek çok soru ve sorunların sıraya girmesine yol açabilir. Bu işin “lamı cimi” yoktur. Köylü Milletin Efendisidir.

Bizi önce çekingen ve şüpheli gözlerle birkaç kere baştan ayağa süzüp, neticede herhangi bir soruşturma için ilden gelen bir müfettiş veya müdür olmadığımıza kanaat getirip rahatlayan ilçe Hükümet konağının -yıllık iznini köyde çalışarak değerlendiren- Gece Bekçisi Hüsam, sorumuzu kendi kendine üç defa tekrarlayarak, cevaben "Kendisiyle birlikte, Ahmet’in şoför, kaloriferci Nuri’nin , Bahçıvan Hasan’ın, teknisyen Muammer’in ve odacı Osman’ın "Efendi" olduklarını, her ne kadar Kaymakam Bey ve Malmüdürü’nün kendilerine kızdıklarında, adlarının baş veya sonuna bazı hoş olmayan sıfatlar ekleseler de, genelde hükümet konağında çalışan bütün amir ve memurların kendilerine ve köylü vatandaşlara "Efendi" dediklerini , buna bugüne kadar hiçbir kimsenin itirazının olmadığını ve de olamayacağını "söyledi.

Kahveci Şahap, sorumuz karşısında boynunu büktü. "Bırak abi, o eskidendi, şimdiki köylülerin adı efendi, kendileri bey oldular. Kimisi kırk sene öncesinden Alamanya’ya gitti, kimisi çocuğunu okutmak için, kimisi iş kurmak için tarlasını tapanını satıp şehire göçtü, Köyde kalanın da mahsulleri para etmeye başlayınca hepsi bey oldular, eskiden çay içecek paralarıI olmazdı, harmanda veresiye markayla içerlerdi, Buraya çoluk çocuk giremezdi. Kahve de sadece hatırlılara verilirdi, kış günleri kahvehaneye girerken herkes dışarıda ayaklarını silerlerdi. Şimdilerde çayın kahvenin itibarı kalmadı.Bacak kadar çocuklar bırak çayı kahveyi, buradaki buzdolabının, televizyonun, meşrubatın markasını beğenmiyorlar abi, Benim maden mühendisi ortanca oğlan issiz, geçenlerde "baba gel olur de, şuraya üç beş bilgisayar alalım, internet bağlatalım, gençler oyun oynasınlar, sen yine çayını, kahveni satarsın " dedi, n'apsak valla bilmiyorum, Sen ne tavsiye edersin abi ?" deyip, cevabımızı beklemeden ocaklığa doğru yürüdü, "Abi sen efendi bir adama benziyorsun, Nerelisin? Kimlerdensin? Çay mı?Kahve mi? Türk kahvesi mi ve kaç şekerli?"

Emekli tahsildar Murtaza Efendi, soru üzerine önce ayağa kalktı ceketini düzeltip ilikledikten sonra, ısrarımız üzerine saygılı bir şekilde sandalyenin kenarına ilişip oturdu, birkaç küçük öksürükle boğazını temizleyip, "beyim, köylünün efendiliği eskidendi, ben vergi tahsilatına candarmasız gittiğimde, parası olanlar hemen öder, borçlarını ödeyemediği için köy odasının ahırına hapsettiklerimin yakınları da, onları kurtarmak için başka köylere gidip faizcilerden bulup buluştur borçlarını öderlerdi, üstelik bana da çok izzet ve ikramda bulunurlardı, köyden, ayrılırken atımın torbasına saman değil, ot ve arpa koyarlardı, beyim köylüler o zamanlar çok efendi insanlardı Devlete ve devlet memuruna çok saygı gösterirlerdi "şeklinde ifade verip," beyim sen bu anlattıklarımı yanlış anlama, biz ne yaptıysak Devletimiz, milletimiz için yaptık "cümlesiyle sözlerini tamamladı.

Köyün yetmiş yaşını çoktan deviren emekli İmamı Hüsnü Hoca, "oğlum ben bu köyde doğdum, kadrolu imam olmadan önce köylünün verdiği salma vardı. O zamanlar doğum, ölüm, düğün, asker gönderme işleri, ramazan ve kurban bayramları kandil geceleri köylü tarafından mübarek bilinir, bu vesileyle mevlit okunur, dualar edilirdi, Durumu iyi olanlar ölmüş yakınları için hatimler okuttururlardı, Kur’an öğretmek, hafız yetiştirmek için ders verdiğimiz üç beş çocuk da her zaman olurdu.Biz kadroya geçince köylünün bize eski sevgisi ve saygısı kalmadı, hatta bazıları "parayla ibadet mi olur? Bu adamın arkasında namaz kılınmaz, bunlar hoca değil, dinsiz devletin namaz kıldırma memurları" demeye başladılar.Ben de "falanca ağanın imamı olmaktan devletin imamı olmak evladır "diyerek beş sene öncesine kadar göreve devam ettim.Şimdi emekliyim, amma köye benden sonra imam gönderilmedi, ben yine fi sebilillah bu işi yapmaya devam ediyorum, Allah devlete zeval vermesin." dedi.

Şimdi biz resmi görevli olmadığımız için yeminli ve yazılı, sanık veya tanık sıfatıyla ifade almaya yetkili bulunmadığımızdan, yukarıdaki sözlü düşünce açıklamalarının masa başında yazıya bağlanmasının “resmiyet açısından resmi belge” olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.Ancak bu fiillerin, izinsiz soruşturma yapmak, “yetkisiz kişilerce geçersiz belge tanzim etmek, köylünün aklını karıştırıp, kamu düzeninin bozulmasına sebep olabilecek fiiller” kapsamına girip girmeyeceği belli olmamakla birlikte, yine de bir değerlendirmeye tabi tutalım dedik,

Hadi Hayırlısı!

ÖNSÖZ

ÖNSÖZ

Narı sever misiniz? Peki,inciri sever misiniz, ya da

mısır veya darıyı? Bunlardan birini yediğiniz sırada tanelerin bütünlük içindeki yeri,diziliş düzeni hiç dikkatinizi çekti mi?Erik,kayısı ve cevizi yan yana koyup,aralarındaki farklığı düşündünüz mü? Siz tere, maydanoz veya marul tohumuyla, çınar ağacının tohumunu birbirin den ayırabilir misiniz? Sizde bir avuç topraktan bir domates veya biber üretecek bir fabrika adresi var mı?

Siz hiç bahçe duvarı tamir ettiniz mi? Yıkılan veya yıkılmak üzere olan bir duvarı yıkıp,yeniden ördünüz mü?En azından

bir duvarın tamirinde veya ilk örülüşü sırasında taş briket veya tuğlaların aralarına harç konularak üst üste dizilişini hiç takip ettiniz mi? Sıradan bir inşaat işçisinin firavun piramitlerinin estetiğini beğenmeyip,”ben daha görkemlisini yaparım” düşüncesiyle elinde kazmayla mısır yolculuğuna çıkması sizce alkışlanacak bir cesaret midir?

Ekmek almaya gittiğiniz bakkalın bitişiğindeki çanakçı-çömlekçi dükkanının önünde, üst üste dizilmiş küplerden en alt sıradaki birinin diziliş içindeki yerini beğenmeyip, küpleri düzeltmek gibi bir girişiminiz oldu mu?

Siz damlaya damlaya göl, damlalardan sel olduğuna inananlardan mısınız? Siz, hem dolum suyu, hem de tahliye deliği açık bir havuzun dolduğunu hiç gördünüz mü?Başka birinin havuzunu doldurmak veya hemzemin geçidi tamir gibi bir saplantınız var mı?

Size damlaların devamlılığı durumunda mermeri bile aşındıracağını, gemileri bile çeken koca halatların çok ince tüylerden/ liflerden oluştuğunu ilk söylediklerinde, bunu yerinde incelemek için bir akşam ofisinizden çıkarken lavabonun deliğini tıkayıp, musluğu açık bıraktığınız veya ikinci durumda, limana inip bir geminin halatını kesmeye kalkıştığınız oldu mu?

Siz bugüne kadar bu kabilden herhangi bir işe soyunup da hiç “eşek sudan gelinceye kadar” dayak yediniz mi?

Bir haksızlığa uğradığınızda, ilk öfke veya kırgınlınızın ardından,bu haksızlıkta sizin de payınız olabileceği hiç aklınıza geldi mi? Sahi siz hiç “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dediniz mi?

Peki, kainatın,galaksimizin,güneş sistemimizin,dünyamızın,ülkemizin,bir ilimizin veya –hepsini bir kenara bırakalım, di yelim ki en küçük toplum birimi olan ailenizin yaşama biçimini belirleyecek her türlü kuralı koymaya tek yetkili sizsiniz,,canınızın ve canınız kadar sevdiğiniz bu insanların kesintisiz mutluluğu için hangi düzenlemeyi yapardınız? Ve siz bu düzenlemenin mükemmel olması için bütün gayretinizle çalışıp-çabalarken, ana okuluna giden oğlunuzun, yaptığınız düzenlemeyi beğenmediğini,kendisinin sizinkinden farklı bir mutluluk reçetesi olduğunu söylemesi halinde, çocuğunuzun düşüncesini hesaba katmayı bir aciziyet veya onun kendi reçetesinin uygulanması için ısrarı halinde de, bu tutumunu iktidar alanınıza saldırı ve isyana kalkışma olarak mı düşünürdünüz?Hele tam bu sırada komşunuzun büyükannesi Hayriye Hanım Teyzenin elinde bir üçüncü reçete ile çat-kapı içeri dalması durumunda ne yapardınız? Başınızda yolacak kadar saç yoksa, önce Hayriye Hanım Teyzeyi mi yoksa çocuğunuzun ana okulu öğretmenini mi ısırma seçeneklerinden önce Bakırköy veya Malatya akıl hastanesinde size boş yatak bulabilecek yetkili bir tanıdığınız olup olmadığını dikkate alacak kadar serin kanlı mısınız?

Peki,bu son soru, Allah’a inanır mısınız?